RAMAZAN’I NASIL ANLAMALIYIZ

Published on:  /   Son güncellenme  /   Yorum yapılmamış

Spread the love

İmsakten iftara kadar yemek, içmek ve nefsanî arzuları gemleyip, adeta melekleştiğimiz ve Allah’a en yakın olduğumuz anlarımızı teşkil eden ramazan ayı, aynı zamanda günahlardan arınmaya, yardımlaşmaya, beşeri ilişkilerin iftar, sadaka, zekât gibi eylemlerin artmasıyla geliştiği, dargın ve küslerin barıştığı, Rahmet ve İlahi bağışın üzerimize sağanak sağanak indiği güzide fırsatlarımızdandır

Yüce Allah (c.c.) kâinatta birçok canlılar yaratmıştır. İncelediğiniz her yaratıkta harika mucizeler saklıdır. Melekler gibi varlıklar yemeye, içmeye, uyumaya ihtiyaç duymaz, erkeklik-dişilik veya şehevi duyguları yoktur.

Devamlı kendilerine verilen görevi ifa eder ve ibadetle meşgul olurlar. Günaha, yanlışa, kötüye, isyana meyletme gibi bir hata içerisinde kesinlikle olmazlar. İnsanoğlu da dünyayı şereflendiren harika varlıklardandır.

Kendisine verilen akıl nimetiyle yaratılanların en gözdesi olmuştur. Adeta kâinatın efendisi olmuştur. Bu özelliği ona bazı sorumluluklar yüklemiştir. O’nu meleklerden ayıran; yemeye, içmeye,  şehevi arzulara ihtiyaç duymasıdır. Bu ihtiyaçlarını karşılarken diğer canlılardan farklı olarak aklı ve düşüncesine binaen sınava tabi tutulmuştur. İlahi ödevleri insanlara bildiren peygamberler, nelerin yeyilip içileceğini, evliliğin nasıl olacağı gibi uyulması gereken bir takım sınırlamalar getirmiştir. Bu ölçülere uyarak hayatını sürdürenler sorumluluktan kurtuluyor, sınırı aşanlar ise yasağı çiğnediği için kendisini ağır bir sorumluluğa sokuyor. Bu imtihan dünyasında insanlar bazen ümitsizliğe düşebilir. Günde üç kez yemeden, su içmeden, sigara kullanmadan duramayacağını düşünebilir. Yaşadığı lüks ve bolluk içerisinde yoksul, çaresiz, muhtaçları görmeyebilir. Elindeki imkânların kadrini ve değerini bilmeyebilir. Nimetlerin ebedi olarak elinde kalacağını sanabilir. Canlılara karşı sevgi, şefkat ve merhametini yitirebilir.

Paylaşma ve yardımlaşma hassasiyetini kaybetmiş olabilir. Sofrasına fakir ve yoksulları davet etmeyi ihmal edebilir. İbadetleri ve ibadethaneleri ihmal edebilir. İşte Ramazan’ın gelişiyle yaşantımız değişiyor, adeta kendimize geliyoruz.

Oruç ibadetini ifa ederken; etrafımızda, ekranlarda bakıp ta göremediğimiz aç, çıplak, muhtaç, hasta, yoksul ve kimsesizleri görüyor, onların dertlerine çare olmak için, iftar sofraları, zekâtlar, fidyeler, sadakalar, yardımlar ile tüm benliğimizle seferber oluyoruz. İrademiz güçleniyor, aç susuz belirli bir müddet yaşayabileceğimizi, sigara içmeden durabileceğimizi görüyoruz. Elimizdeki nimetlerin kadrini öğreniyor, harcamalarımızı iktisatlı yapıp, artırdığımız imkânlarımızı paylaşmayı öğreniyoruz.

Sıhhatimizin değerini anlıyoruz. Sağlık olmadan mal varlıklarının insanı mutlu edemeyeceğini görüyoruz. Yetim, dul, kimsesiz, yoksul ve fakirlerle soframızı, imkânlarımızı paylaşınca onlardaki mutluluğu, sevinci, göz aydınlığını görüp cömertliğin ve merhametin güzelliklerini hissediyoruz.

Sahur yemeğini yerken, imsak vakti geldiğinde henüz karnımızı doyuramasak ta yemeklerden yiyemediğimizi, akşam iftar vaktinden önce her çeşit yemekler sofraları süslediği halde, İlahi emir gelmeden yemeklerin başında sabırla beklediğimizi görüyoruz. Kadın- erkek, çoluk-çocuk demeden tüm inananların teravih namazlarında camileri tıklım tıklım doldurduğunu müşahede ediyoruz. Ağız kavgaları, gıybet, dedikodu, iftira, hakaret, sövme v.b. faydasız sözlerin konuşulmadığını, alkol, sigara, uyuşturucu kullanımının azaldığı, bunlara bağlı olarak trafik kazaları, cinayetler, aile içi şiddetlerde gözle görülür olumlu neticeleri gözlemliyoruz.

İnsanlardaki kötü hasletlerin azalıp, iyi kazanımların arttığı ramazan ayında, adeta şeytan zincire vuruluyor, insanların yanlış yapmasına vesile olamıyor. İyide ve hayırda yarışan Müslümanlar, yardımlaşıyor, aralarındaki kavgaları, tefrikaları, bölücülükleri bir kenara bırakıyor, bir vücudu oluşturan organlar gibi pekişiyor ve kardeş olmanın hazzını yaşıyor.

Bu yılki Ramazan ayının da bizlere hayırlar getireceği açıktır. Kur’an-ı Kerimin Ramazanda indirilmeye başlamasıyla dünya, içinde bulunduğu manevi karanlıktan kurtulmuş, aydınlıklara bürünmüştü. Bu nur kıyamete kadar insanları aydınlatmaya devam edecektir. Gönül penceresini bu ilahi nura açan tüm insanlar istisnasız aydınlanmıştır. O halde ramazanın gelmesi, gönül kapılarımızı Kur’an’a ardına kadar açmamıza vesile olsun. O’nu ibadet aşkıyla okuyalım. Öğütlerini gereği gibi anlayıp tutalım. Önermediği eylemleri düşünüp, bize maddi ve manevi zararları dokunmaması için yaşantımıza bulaştırmayalım. Ramazanda yaşayacağımız güzel davranışlarımızı ömrümüzün her anına serpiştirelim. Ramazanda tutacağımız oruçlar, okuyacağımız ve okutacağımız Kur’anlar, kılacağımız namazlar, vereceğimiz zekâtlar, yapacağımız hayır ve hasenatlar sadece Allah rızası için olmalı, insanları rencide edici eylem ve söylemlerden uzak durmalıyız. Tabiri caizse sağ elin verdiğini sol el duymamalıdır. Bizleri dünyaya getirip, yemeyip yediren, uykularını uğrumuza feda eden, maddi ve manevi tüm özverisiyle bizi yetiştirip büyüten büyüklerimizi minnetle ve saygıyla anmalıyız. Ölenlere Allah’tan rahmet dilemeli, yaşayanlara da tüm benliğimizle yardımcı olmalıyız. Dualarımızda; bu dini bize ulaştırmak için, başta nebiler olmak üzere, âlimleri, şehitleri, infak edenleri, inananları, ardında kendisini hayırla yâd edecek kimsesi kalmayanları unutmamalıyız.

Ramazanınız kutlu, yeryüzünde yaşayan tüm İnananlar mutlu olsun. Allah’ın; rahmeti, bereketi, esenliği gönlümüze dolsun. Allah’a, Dinine,  Kitabına açılan manevi kapılarımız hiçbir zaman ilahi nurdan mahrum kalmasın. (Âmin)

Selam ve dua ile.

Osman ŞEKERCİ

İskenderun Müftüsü

Kategori:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>